On yıllık dilimlerdeki kimliklerim ve ben:

1980-1990 Öğrenci ve iş hayatına başlangıç

1990-2000 Eş, anne, kurumsal hayatta ilerleme

2000-2010 Kurucu ortak ve kurumsal hayatta yönetim

2010-2020 Girişimci ve Sivil Toplum Kuruluşlarında aktif olmak (10 farklı)

2020 >  Sadece Semiha olarak, yaratıcı ve sevgi dolu kalbimi kendime özgün bir şekilde dünyaya sunmak.

 

50 yaşından sonra düşünceleri farklılaşıyor insanın.

Sakinleşme, dinginleşme ve biraz bilgeleşmenin beraberinde getirdiği hayatı sorgulamalar ağır basmaya başlıyor.

Son iki yılda daha bir farkındalıkla yaşıyorum hayatı. Neyi, neden yaşadığımı bilerek ve bilinçli bir şekilde deneyimleyerek. Evet, son 5-6 yılda bilincimi yükseltme konusunda epey yol kat ettim ve daha gidecek yolum var. Enerjimi nerelere harcıyorum, bana hizmet etmedikleri halde konfor alanımda kalmak için hangi davranışlarıma ve alışkanlıklarıma tutunmaya devam ediyorum, bırakamıyorum ve yeniye yer açmaya korkuyorum? Bir süredir bunları düşünüyorum.

Samimi ve tüm gerçekliği ile geride bırakmış olduğum yıllarıma dönüp baktığımda şükranla doldu kalbim. Arkamdan biri kovalıyor gibi, nefes nefese çalışmışım 33 yıl boyunca. Nietsche’nin ‘Hayat’ şiirindeki gibi yaşamışım hayatımı. Cesurca….hayatı seyretmek yerine sahneye çıkıp oynamışım. Uçmuşum düşmekten korkmadan. Sevmişim, sevilmişim dibine kadar. Zor koşulları da deneyimlemişim kül kedisi misali , saraylarda da dolanmışım prensesler gibi.

Sevilmek, onaylanmak, takdir edilmek ve şımartılmak istemişim hep ama etkisiz ve önemsiz biri olma korkusuyla, birazda kibir yapıp sevgiye olan açlığımı belli etmemişim. Güçlü, yardıma ihtiyacı olmayan bir kadın olarak gezmişim ortalıklarda, kırılganlığını ifade edebilmenin asıl güç olduğunu anlamadan. Erkekler ile yarışmışım dişil enerjinin sevgi dolu yaratıcılığını ve su gibi güce sahip olup dağları delebileceğini kavramadan.

İş hayatımın yirmi yılını gündüzleri tamamen kurumsal işte çalışarak, eşimin girişimine destek vererek ve akşamları çocuklarım odaklı, sevgi ile sorumluluklarımı yerine getirerek geçirdim. Son 10 yılda ise kendi girişimimle memlekete döviz kazandırmak, kendimi bu alanda ispatlamak ve başkalarına gönüllü olarak destek amaçlı bir çok faaliyetlerde bulundum.  Sosyal oluşumlar ve dernekler ile haşır neşir oldum. Bu vesileyle harika insanlar tanıdım, değerli dostlar edindim. Her iki durum da bulunduğum koşullarda en doğru, faydalı ve gerekli olanlardı. Birazda egomun sesinin ağır bastığı zamanlardı.

Şimdi ise işim, sosyal aktivitelerim ve sivil toplum örgütlerine ayırdığım zamanı ve verdiğim enerjiyi kendime yöneltmeye niyet ettim. Tüm kimliklerden arınmış olarak sadece ‘Semiha’ olduğumda, bedenimden esirgediğim özeni ve emeği verdiğimde, zihnim sakinleşip yaratıcılığım daha aktif olduğunda, ortaya çıkmaya hazır olana alan açmaya niyet ettim. Bana öğretildiği gibi, benden beklendiği gibi değil, kalbimin sesine kulak vererek, içimde görülmeyi bekleyen tarafıma ışık tutarak, sadece ‘ben’ gibi olmayı deneyimlemeye niyet ettim.

Bu yüzden önümüzdeki 10 yıl;

Kabiliyetimi, yaratıcılığımı, emeğimi, bilgimi ve deneyimlerimi bugüne dek bağlı bulunduğum tüm özel ve tüzel kişiliklerin çerçevelerinin dışında, izni, gerekliliği, perspektifi, beklentisi, onayı, kapasitesi, görüşü, vizyonu, gündeminden arınmış sadelikte topluma sunacağım.

Artık bana hizmet etmeyen, zorunluluklardan ve alışkanlıklardan arındırarak yeniden tanımladığım yaşantımı, sıfır noktasından, içimden geldiği gibi, kendi yöntemlerim, değerlerim ve hediyelerim ile yeniden yapılandıracağım.

Kısacası yeniye, Semiha olarak olmam gereken ve yapmam gerekene alan açacağım!

Hayatımın ilk 50 yılında bilgiyi ve deneyimi dışarıdan aldım.  Artık bunu kendi sentezimle dışarıya, insanlığa sunma zamanım geldi. 

Ne demiş Hazreti Mevlana;

“Her gün bir yerden göçmek ne iyi,

Her gün bir yere konmak ne güzel,

Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş.

Dünle beraber gitti cancağızım.

Ne kadar söz varsa düne ait.

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım”